“Nazik olacağız, kimseyle yarışmayacağız, kin tutmayacağız. Allah’ın bize takdir ettiği yolda usul usul ilerleyeceğiz.”
İnsan, çoğu zaman hayatı bir karşılaştırma alanına çevirir. Başkalarının hızına bakar, kendi yönünü unutur. Yetişme telaşı, geçme isteği, geride kalma korkusu… Bunların hiçbiri insanı bulunduğu yere yaklaştırmaz. Çünkü yol, başkalarının adımlarına göre değil, insana verilen ölçüye göre belirlenir.
Nazik olmak, bir zayıflık olarak görülür. Sertlik ise güç sanılır. Oysa insanın kendini tutabilmesi, dilini koruyabilmesi, tepkisini ölçebilmesi sıradan bir davranış değildir. İçten gelen bir düzen ister. Herkes kırıcı olabilir; herkes yumuşak kalamaz.
Yarışma fikri de benzer bir yanılsama üretir. İnsan başkasıyla meşgul oldukça kendini ihmal eder. Sürekli kıyas yapan biri, kendi ilerleyişini göremez. Hız artar ama yön kaybolur. Ulaşılmak istenen şey, çoğu zaman başkasının konumu olur; insanın kendi yeri değil.
Kin ise insanın içinde taşımayı seçtiği bir yüktür. Geçmişte kalan bir şeyi sürekli diri tutmak, onu sürdürmek anlamına gelir. Unutamamak değil, bırakmamak söz konusudur. Bu durum dışarıya değil, doğrudan insanın kendisine zarar verir. Çünkü taşınan her yük, insanın hareketini sınırlar.
Bu yüzden ilerlemek, acele etmekle ilgili değildir. Usul, burada bir yavaşlık değil; bir bilinçtir. İnsan neyi taşıdığını, neyi bıraktığını, neye yöneldiğini bilerek yürür. Kendi payına düşeni kabul eder, başkasının payına göz dikmez.
Sonunda mesele hız değil, istikamettir. İnsan doğru yolda ise, yavaşlık eksiklik sayılmaz. Gürültüden uzak, gösterişten uzak bir ilerleyiş, çoğu zaman en sağlam olandır. Çünkü insan, kendisine verilenle yetinmeyi öğrendiğinde, artık kimseyle yarışma ihtiyacı duymaz.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.