Adamlar 200 gramlık bir cihaz yapmış…
Cebimize koymuş…
Hem radyo, hem televizyon, hem takvim, hem saat, hem telefon, hem müzik çalar, hem pusula, hem fotoğraf makinesi, hem film oynatıcı, hem navigasyon aleti…
Hangi gün, saat kaçta yağmur yağacak; sıcaklık kaç derece olacak; rüzgâr hangi yönden esecek… Ülke ülke, şehir şehir, ilçe ilçe bildiriyor.
Sokağa çıktın diyelim; adımlarını sayıyor…
Geçen hafta ne kadar yürüdün, bu hafta ne kadar attın, geçen ay toplam kaç adım attın… Hepsini söylüyor.
“İyi duyuyor musun?” diye kulak testi bile yapıyor.
Borsayı, dövizi, altını, gümüşü saniye saniye takip ediyor…
Bankaya gitmeden tüm para trafiğini yönetebiliyorsun.
Binlerce sayfalık ansiklopedileri karıştırmaya gerek kalmadan, istediğin bilgiyi bir saniyede önüne koyuyor.
Hepimizin cebinde bir tane var.
Artık yolumuzu, yönümüzü, bugünümüzü, yarınımızı onunla buluyoruz…
Sağlığımızı, asrın mucizesi cihazlar ve ilaçlarla sürdürüyoruz.
Ama ne var ki, bunların büyük kısmı Batı dünyasında keşfediliyor, orada geliştiriliyor.
Ne biz ne de İslam dünyası bu çağın keşiflerine yeterince katkı sunabiliyoruz.
Çünkü biz bambaşka konularla meşgulüz…
Göz damlası orucu bozar mı?
Şarkı dinlemek günah mı?
Deniz ürünü mekruh mudur?
Telefonu icat eden kişi cennete mi gider, cehenneme mi?
Seccade boyu halı kutsal mıdır, ayakkabıyla basan günaha girer mi?
Biz ve alimlerimiz, bin yıldır bu “çetin” sorularla uğraşıyoruz.
Ve hâlâ aynı yerdeyiz…
Hepinize iyi hafta sonları, sevgili DENGE okurları.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.